Büyü Hakkında Bilgi

Büyüler ile yaşar Anadolu insanı bir bakıma. Büyülerle örülmüştür günlük yaşamı. Bundan Dolayı, büyü, büyük bir gerçektir onun gözünde; yaşanan, inanılan, gereğinde başvurulan, yardıma çağrılan bir gerçek. Yalnız Anadolu insanı için geçerli değil büyü, insan soyu ile yaşıttır ayrıca. Nerde insan varsa, nerde insan yaratmalarının kokusu duyulursa, orada büyü de vardır. Yaşanan çevreye göre bir gerçektir, etkilidir büyü.

Büyülerin kökeni, çoktanrıcı dinlerin yaygın olduğu, eskiçağ insanlatinın birer tanrı diye saygı duydukları, korktukları, sığındıkları doğa olaylarıdır. Bu eskiçağlardan kalan büyünün tektanrıcı dinlerle en küçük bir ilgisi yoktur. Buna karşılık, çağımızda, büyü yapanların çoğu aşın ölçüde dinine, inancına bağlı kimselerdir.

Onların gözünde bütün evren, evreni dolduran varlıklar «yaratılmış», «yoktan varedilmiş»tir. Oysa eskiçağ insanının düşüncesinde, bütün doğa güçleri birer canlı varlıktı, yaratılrnamışlardı, insanın aimyazısı onların elindeydi. İyi, kötü gibi, iki ayrı nitelik taşıyan güçler ile donatılmıştır doğa. Kötülerden kaçınmanın yolu, iyi güçlerin gölünü etinek, iyi sayılan kimselere sığınınaktı. Başka türlü yaşartıa olanağı yoktu evrende.


Yalnız Anadolu’da değil, bütün eskiçağ uluslannda önemli bir yeri vardı büyünün. Büyü ile ilgili işleri özel görevliler yürütürlerdi. Günümüz Anadolu’sunda «hoca», «cinci» adı verilen, çoğu da, «haı» olan kimseler yapmaktadır bu işleri. Bunlar, eskiçağdaki büyücüler gibi, halk arasında büyük saygı gören, dine bağlılıkta örnek sayılan kimselerdir. Böyle lçişi[erin «inabeli» olduklarına, Tanrı ile yakınlık k’urduklanna, Tanrı’nın ilgisini çekip sevgisi- ni kazartdıklarına inanılır.Büyüyü yapan kimseler eskiçağda, toplum düzeni içinde ayrı bir topluluk, ayrı bir kattı. Durum günümüzde ‘biraz değişik olmakla birlikte gene öyle sayılabilir. Ancak şimdiki büyücüler çokluk gizli gürürler işlerini, büyücüden büyiicüye geçer bu görev, açığa vurulmaz, başkasına öğretilmez.

Eskiden büyücülerin Çoğu işlerini tapınaklarda görürdü, şimdi de kimi kutsal sayılan yerlerde, tekkelerde, camilerde, mescidlerle, evlerde yürütülür büyü işleri. Bugün piduğu gibi eskiden de geleceği öğrenmek. yarın yapılacak işlerin ne gibi bir sonuç vereceğini önceden kestirmek, kimi olaylarm gidişini değiştir- inek büyücülerin elindeydi, öyle inanılırdı onlara.

Korku ile karışık bir saygı beslenirdi bütün büyücülere. Günümüzde de ona benzer konular üzerinde durur büyücüler, toplumun yapısında görülen değişmeler büyücünün işini de değiştirir. ‘Koca bulma, kocadan ayrılma, kız kaçırma, gerdek gecesi başarısızlığa uğrama, güç doğurma, kuruntuya kapılma, kolay doğurma, evden kaçma bg. aile olayları, toplum çalkantıları büyü ile sıkı bir bağlantı içine sokulur. Eskiçağda, toplumun yapısı gereği başka sorunları vardıbüyücülerin. Durum ne olursa olsun, önemli olan, kişinin büyüye, onun gerçek bir etken oluşuna, inanmasıdır. Bu inanç insan soyu ile yaşıttır.
İnsan soyunun en ünlü büyücüleri Babil’de, Mısır’da, bir de İran’da yaşaınıştı. Çin, Hint, Hitit, Grek, Roma uluslarının da ünlü btiyücüleri, büyü yapmakla görevli kurumları vardı. Bu kurumların başında bulunan büyücüler en güçlü imparatorları, yöneticileri, komutanları bile titretirlerdi. Sumerler, Akadlar, Asurlar, Kartacalılar, Fenikeliler toplumu yönetme düzeninde büyücülere ayrı bir yer, bir görev vermişlerdi. Onlara danışmadan, onların onaylarını almadan bir iş görülmezdi çokluk. BLiyücüler, doğanm gizli güçleriyle konuşan kişiler sayılırdı. Onların insanüstü birer güçle donatıldıklarına inanılırdı.
Çağlar boyu süren etkisi yüzünden, büyü, ulusların yazrnlarına, yaratmalanna girmiştir. Bugün elimizde bulunan eskiçağ düşünce ürünlerinin çoğunda, büyünün etkisine inanıldığını gösteren yorumlar, açıklamalar vardır. Anadolu – Grek mitolojisi büyücülüğün en yetkin, en kesin örneklerini vermiştir. Heredotos’tan günümüze değin, büyü ile ilgili yazıları olan birçok yazar, düşünür vardır. Eski Mısır, Hint, Sumer, Anadolu, İran uygarlıklarının günümüze ulaşan düşünce ürünleri, büyü üstüne sayısız örnekler serer önümüze. Divan şiirini, eski büyüleri bilmeden, büyücüleri öğrenmeden, bir bütün olarak anlama olanağı yoktur. İran şiiri de öyledir, eski Arap şiiri de. Divan ozanı Nedim’in:

“Sihrü efsun ile dolmuştur derı2nun ey kalem  Zülfü Fldrüt’un climek mümkün ki nal olmuş  sana”

dizelerini ünlü bir Iran büyücüsü olarak Doğu mitolojisine giren Hrüt ile Mrüt’u bilmeden anlama olanağı yoktur. Hrüt, İran mitolojisinin karı-ka arasına büyülerle ayrılık, geçimsizlik sokan en ünfti kişisidir. Bıbi1 kuyusudur onun arkadaşı Mrüt ik yaşadığı yer. Eski İran’da, Hindistan’da Horot-Morot diye geçer bunların adları. Iran, Arap diilerrd büyüye <sihr», «efsun» denir.
Coktanrıcı dinlerde olduğu gibi, tektanrıcı dinJcrde de büyünün varlığına, etkisine inanılır. Islüm dini, büvüyü, büyücülüğü suç sayar, vasaklar. Isl m anlavışına göre, büyü yapmak, tanrının işine karışmak, onun buyruklannın yolunu değiştirmeye çalışmak demektir. ‘Bundan dolayı büyü yapmak, din bakımından suç işlemektir. Bundandır İslam dinini çok iyi bilcnlerin büyüden kaçışı, büyü yapıp yaptırmavışı.
Kur’ana göre, tek tanrıya, onun elçilerine manmayanlar, «mucize» denen, tanrı yardımıyla gerçekleştiği söylenen olaylan da büyü saymışlardır. Musa’ya, Isa’ya, Muhammed’e «büyü yapıyorsunuz» denmesi bundandır. Tektanrıcı dinlere göre, büyü, tanırıya karşı gelmedir. Böyle bir davranış da suçların ağırlarından sayılır.
Neden yapar, yaptırır insanlar büyüyü? Büyü, olayları kendi gönlünce oluşturmanın, yönetmenin özleminden doğar. Kişi, istediğine ulaşamayınca, dileği olmayınca, boşverir alınyazısına, onu değiştirmek için büyüve döker işi. Mutsuzların avuntusııdur büyü, gücsüzlerin dayanağıdır. Güçlünün, mutlunun büvüve baş vurduğu görülmemiştir pek. Görülse bile, yok denecek oranda azdır.

İnanır büyüye, belbağlar yoksul, güçsüz, mutsuz Anodolu insanı. Evlenirken istenen başlığı veren meyen okumamış, aydınlanmamış bir delikanlı, büyücüye sığınır. Sevdiği kızı varlıklıya kaptırmamak için çıkar yolun büyüde olduğuna inanır. Böylece de scyulur ayrıca. Büyücü neler istemez ondan. Çevresinde bulunmayan, edinilmesi bir yığın gideri gerektiren gereçler, nesneler ister… Yoksulluk, bilgisizlik, karan]ıkta kalış vardır büyünürı arkasında Anadolu’da.
Bir umuştur büyü, beklenen, özlenen birnc, bir varlığa karşı, ona ulaşmak, kavuşmak, onu elde etmek yolunda bir umuş. İnsanla yaşıt olan bu urnuşun kökeninde, gizlilikleri bilmek, onları istenen doğrultuya çevirmek, be]li bir yerde alınyazısına karşı direnmek eğilimi vardır.

 

Evlilikte, kadın-erkek ilişkileri ile bağlantılı büyüleı-in etkisi çok yaygındır. Köylerde evlenme yaşı on beş ile yirmi arasında değişir. Bu yaştaki gençlerin Çoğu da çevrenin inançlarının, geleneklerinin baskısi altındadır; çağdaş toplum bilgisinden, insan ilişkilerini düzenleyen uygarca davranış ,kurallarından yoksundur, aydınhığa kavu şmam ı şt!r, karanlıklar içindedir. Bütün olaylar, insan s’ğlığı ile ilgili oluşmalar gerçek-ötesi varhıkların etkisi ile açıklanı.r., Doğuştan gözleri görmeyen, ayakları ya da parmakları bitişik olan bir çocuğa «çarpılmış» dLnir. Bu ana-babanın sağlık durumundaki bczukluklarla, soyaçekimin doğurduğu kahntılarla açıklanamaz, bilinmez de ondan Çocuk kolsuz mu, el- siz mi doğdu, ona «hıdrellez eğrisi» denir.

 

Ana ya da babanın Hıdrallez günü yapılmaması gereken bir işi yapmaları sonucu ortaya çıkan br «cezalandırma» diye bakılır böylesi olaya. Okunması, üflenmesi  gerekir böyle bir çocuğun.

 

Tanrı’nın doğru yolunu görmedi de ondan». Ayaksız mı doğdu: «Anası ya da atası doğru yolda gitmedi de ondan.» Bunlar gibi sayısız doğa olayları, anada babada görülen sağlık bozukluğunun çocuklarında görünüş alanına çıkışı türünden çarpıklıklar gerçek- ötesi nedenlere bağlanır.
Büyük illerde, üniversitelerde, Avrupa’da yıllarca okumuş, deney bilimleri konusunda öğrenim görmüş kimselerde bu tür inançlar olursa, onların gerçekliğine inamhrsa, adını bile yazamayan köylü gençlerde neden olmasın? Ortaçağ Avrupa’sının Hristiyan topluluğunun en yüce, en aydın kişisi sayılan Papa cennetin anahtırlarını, cennetin topraklarını satmadı mı? XVI. yüzyıl İslam dünysının en büyük bilgini diye anılan Şeyhülis1m Ebussuud Efendi çalgı çalıp oynayanın, kahve, boza içenin «kfir» olup öldürülmesi gerektiğini «fetv»lannda açıkça bildirmedi mi? Gene bu yüzyılda cennet dilinin «hem arabi, hem farisi» (hem arapça, hem farsça) olduğu konusunda «fetva» verilmedi mi?
Bu tür inançların, belli bir ortamda, eski çoktanrıcı dinlerden geldiği, çevrenin durumuna göre boya değiştirdiği açıktır. İşte, bugün, Anadolu köylerinde, geri kalmış çevrelerde büyünün etkili oluşu da bu inanç karmaşıklığı yüzündendir. Evlenecek olan köy delikanlısmın evlilik, kadın, dişilik konusunda en küçük bir bilgisi yoktur, yalnız sürüp giden «heyecanları» vardır, kız da öyledir. Üstelik gerdekten çıktıktan sonra, başarılı olup olmadığını göstermek için gelinden kızhğının giderildiğini gösteren özel belge istenir. Genç, bilgisiz, «heyecanlı» gencin üzerindeki etkiye bir de, kendisini sevmeyenlerce yapıldığı ya da yapılabileceği ortaya atılan «erkekliği bağlama büyüsü»nün etkisini katıverin.

Kız için de <kızlığı bağlandı», ‘güvey başarılı olamaz niteliğinde bir dedikodunun gizlice yayıldığını düşunürsek olayı daha kolay kavrarız. Güvey kuşkulu, ürpertilidir, buna karşılık, gelinde, kızlığı gidermede, ileri sürülen ürkütücü söylentiler, büyük acı çekme, doğururken ölme gibi uydurmacalar ağır bir baskı yaratır, güveyden kaçar, ona karşı, yalandan da olsa, direnir. Buna bir de, köy geleneği uyarınca güveye karşı direnmenin bır «namusluluk» Olduğu, yumuşak davranmanın yüzsüzlük, koca arama tutkusu diye yorumlandığı söylentisi eklenirse, gerdek- Le başarı oranı çok azalır.
BÜYÜ yapan, o yolla gelir sağlayan kimseler bu durumları çok iyi bi)diklerinen ilk dedikoduları onlar yayar sinsice. Sonra da «gelin-güvey bağını çözme» büyüsü yaparlar, iki katlı gelir sağlarlar.
Okumamış, karanlıklarda kalmış çevrelerde de, eski inançlardan kurtulmayan, içten bir baskı altında yaşayan topluluklarda da büyü etkindir, geçerlidir, arada bir de başarı sağlayıcıdır. Bu başan biiyiiye inanmaya, onun gerçeğini benimsemeye bağlıdır. Evlendiği kızı seven bir yakınının kendisine büyü yaptığını duyan, buna inanan bir komşumuzun yıllarca başarılı olmadığını, sonunda hoşanıp evlendiği başka bir yakınından çocukları oldU UTİU biliyorum, onları tanıyorum.
Büyünün tutmasında en büyük etken aracıdır. Aracı, büyüyü yapanı da yaptıranı da bilmiyorıınuş gibi davrarnr, gerçekte, büyü yaptıranın yararına çalışır. Bir genç yüz bulamadığı bir kızı mı seviyor, aracı göreve başlar, kızın yüreğine girmenin, içini öğrenmenin yollarını bulur, sonrası kolaydır. Bütün güçiük kızın vüreğine girmekte, onun güvenini kazanmaktadır. Durum oğlan için de böyledir. Erkeğin içini avucunun içi gibi bilen bir aracı, onu kız!n kapılarında köpek gibi ulutur, eşek gibi anırtır. Dnenmiş, istenen sonuca varılmış olaylardır bunlar. Böyle bir büyünün etkisi ile kendisine kaçan kızı (gerçekte büyüyü kız yaptırmıştı) sırtında, üç dört saatlik yol boyünca taşımış bir komşumuz vardw, bugün de sağdır, Fatih Camii yakınlanna oturur.
Büyünün etkisinden yararlananlar arasında tekke şeyhleri başta gelir. Şeyhin «inabeli» oluşu kendisine bağlı dervişlerin sinsice çalışmaları şonucudur. 11km büyünün etkisi, genel geçeriiği konusunda bir söylenti yayılır, bu söylentiyi çevrenin en güçlü büyücüleri sayılan kimselerin adları izler. Aşağı yukarı her köyün böyle bir hocası, bir cincisi vardır. Trabzon’un Akçaabat ilçesinde böyle bir «hoca» vardı, on beş yıl önce öldü. Trabzon’dan Erzurum’a değin ünü yayılan bu «hcca» gerçekte bir ruh hastası idi, bir yerde durmaz, özellikle dul kadınların (varlıklı dulların) çevrelerinde döner dururdu. «Haçkalı Hoca» denen bu tedirgin kişinin adını anmak bile suç sayıldığı için ona «mubarek» denirdi. Onun «ermiş» bir kişi olduğuna öyle inanılmıştı ki; hangi kahveye, dükkana girse oraya halk toplanır, alış-veriş çoğalır, bunu «mubarek’in bereketi» sayarlardı. Onu gören <mubarek göründü derdi. İşini bilir kişi olan damadı ondan çok iyi yararlanırdı.

Bugün Trabzon’dan elli kilometre uzak lıkta, bir yaylada türbesi vardır, damadı işletir tüıbeyi. Türbeye yalnız koyun, sığır, bal, tereyağı su nulabilir, başka bir nesne alınmaz, «mubarek»in anısına saygısızlık sayılır. «Mubarek» yolda giderken bir koyun, bir sığır sürüsü görüp değneği ile sürüden bir hayvan gösterse, o hayvan satın alınır ya da sürü sahibince «mubarek»e bağışlanır, yoksa sürü çarpılır, eve kıtlık, yıkım girermiş. Bu «erwş» kişi kime dokunsa «kısmeti açılır», hangi kıza b.ksa, onu okuyup üflese koca bulur, hangi erkeği okşasa «mutlu» Sayılır. Bir aralık hastaneye (Bakırköy’e) gönderilen bu «hoca», 1933-34 yıllarında, «zararsız hasta» diye salıverilince, bunu da onun «ermiş»liğine yordular. Bugün adı dillerde dolaşan, kimilerce «mubarek>, kimilerce «Haçkalı Hoca» diye anılan bu kişiyi yakından tanıdım. Bir kimsenin oruçlu olup olmadığını yüzüne bakar bakınaz anladığı söylenmesine karşılık, benim içkili olduğumu bile anlayamamış, yanımdaki tahtaya (kahvenin önünde uzun bir tahta) oturmuştur.

Medyum Olcaya Hemen Soru-Cevap

Adınız (gerekli)

Telefonunuz

Epostanız (gerekli)

Konu-Veya Sormak İstediğiniz Dua-Aşk,Bağlama Vefki

İletiniz

Gelen Aramalar:


© 2013 Büyü,Büyü Çeşitleri,Büyü Nasıl Yapılır · Subscribe: Posts Comments-Aşk Büyüsü|Olcay Hoca ·
hemen-sor-copy
ask